Bugün, farklı bir gün. Öyle diyor bir ses. Ufak hayalkırıklığı kırıntıları var içimde hala. Biraz kırgınım, biraz da üşüdüm. Gramofondan gelen cızırtılı müzik yine tüm gücüyle hücum ediyor duygularıma. Ellerimde tutamadığım bir kuş gibi uçup gidiyor harfler ellerimden, gözlerinizin önüne dökülüyor. Saklanıp kırık dizelerimin arasına, halinize biraz şaşkın biraz da eğlenerek bakıyorum. Yanlış zamanda yanlış yerde olmanın keyfine varıyorum. Biraz gülümsemişken, sonra yeniden saklanmam gerektiğini hatırlıyorum, gözlerim daktiloya kayıyor. Duraksıyorum. Yağmur damlaları çarpıyor cama dövercesine. Yine içim üreperiyor, kendi okyanusumun dalgalarıyla boğuşurken şömineyi yakmayı unuttuğumu hatırlayıveriyorum. Kendi kendime gülüyorum sessizce, kedim uyansın istemiyorum. Alevler odunları sararken, yine daktilonun tuşlarına vururken buluyorum kendimi. Kağıtlar birbiri ardına tükeniyor, dakikalar da. Ama umrumda değil, zamanla oldum olası anlaşamamışımdır zaten... Güneş batmak üzereyken ilham perim çekip gidiveriyor birden. Kızgın olmam onu geri çağırmaz, biliyorum, o yüzden sakince pencerenin önünde durup aşağıdaki sokağa bakıyorum. Aklım başka yerde, bakıyorum ama hiçbirşey görmüyorum aslında. Soruyorum kendime, nasıl oluyor da bu kadar birbirimize bu kadar yakınken ayrı olabiliyoruz? Nasıl bir şekilde buluşuyor gözlerimiz, bir saniyeliğine olsa da? Aramızdaki o ince sınır yıkılmaz, biliyorum, yıkılırsa yok olursun zaten. Tek isteğimdir, bunun anlık olmadığını anlamam için bir işaret göndermen...
Bazen bavulumu alıp çekip gidesim geliyor bu yerlerden ait olduğum yere. Ama yapamam. Gitmektense zihinsel direniş daha mantıklı geliyor bir şekilde. Kim olsa benim yerimde, ona böyle derdim: "Git! Git o zaman!" ama kendime gelince... Terzi kendi söküğünü dikemez ya, duruyorum öylece çaresizce.
Yeniden daktilomun başına geçiyorum, seni düşünüyorum ve yazıyorum:
Bugün, farklı bir gün. Öyle diyor bir ses. Ufak hayalkırıklığı kırıntıları var içimde hala...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Vızıltı