28 Kasım 2009 Cumartesi

4 Satırla 24 Hayat... Bir

4 Satırla 24 Hayat
Bir
-1-
Yazdığı her kelimeyi sildi. Yine. Ekran bomboştu. Ellerini saçları arasında gezdirdi, hafifçe öksürdü.
"James?"
"Öyle biri burada yaşamıyor artık."
***
-2-
Cama yağmur damlaları vuruyordu sertçe. Saat geceyarısını vuruyordu. Çanın her vuruşunda onun ve diğerleri gibilerinin suratlarını hatırladı... Suratlar! Suratlar! Suratlar! "Bir an ve bütün gözler boş bakar."
Şimdi boş boş ağlasın o. Bırak.
***
-3-
"O asla senin olmayacak."
"Senin de."
"İşe yaramıyor."
"Biliyorum... Ne yazık ki biliyorum."
***
-4-
Şehir hayatının acımasızlığını ne zaman unutabilirsin?
Unutamazsın. Gazeteler, televizyon... Bu gerçeği sana durmaksızın hatılatır.
Ama ona başka bir gözle bakabilirsin. Bu şehri gör başkasının gözlerinden. Bak. Masumiyeti,
parlak şehir ışıklarında gizlidir.
***
-5-
"Boşuna çabalıyoruz. Gerçekten. Söyler misin, romanlara konu olan kaç tane aşk gerçekten yaşanmıştır? Bence hiçbiri. Çünkü istediği kadar gerçek olsun, bir kere o hayal dünyasına taşıdın mı bunu... Gerçekler bile başka bir okuyucunun zihninde... Hayal olur."
***
-6-
Gülümsüyordu!
Hayatında ilk defa suratına bir gülümseme yayılmıştı.
Bir martı, bir küçük aptal martı! Bir martı, bu mahlukatı hayata döndürmeyi başarmıştı.
O, gülümsüyordu!
***
-7-
Karanlık. Yok. Işık. Nerede. Işık. Karanlık.
Elleri deli gibi geziniyordu duvarlarda. Bir korku dalgası sarıyordu tüm vücudunu. Kan dolaşmıyordu damarlarında artık. Bulmalıydı. Hemen. Şimdi.
Işık. Yok. Işık. Yok. Lazım. Işık.
***
-8-
"Ve hemen şimdi ekranda yazılı olan numarayı çevirirseniz..."
Aptal kutusunun sesini kıstı. Hızlı hızlı numarayı çevirdi. Bir dünya yaratmıştı bu kutu ona. Borçluydu. Tanrısına bir hediye sunmalıydı. O da beyniydi. Düşünme işini bırakmalıydı efendisine. Efendisi de... sunucuydu.
***
-9-
"90'larda hayat nasıldı?"
Sessizlik.
"Hey. Bir soru sordum..."
"Daha güzeldi." dedi gözyaşlarını silerken. "Daha güzeldi."
***
-10-
Bazen yazı yazmak bile zor geliyor bana. Bazen, hiçbirşey yapmadan oturmak istiyorum. Evet, oturup televizyon izleyesim var. Yarını, dünü ve bugünü düşünmek istemiyorum. Sonra gidip hayal kuracağım. Başkalarına ait olanları sahipleneceğim. Ve sanırım... mutlu olacağım.
***
-11-
Gitarını aldı eline. Bıraktı kendini. Zihninin bir köşesi hayretle izliyordu notaların bir bir doğuşunu. Ellerinde tuttuğu sadece bir gitar değildi. Onun diliydi, ağzıydı! Kimse lafını bölemezdi. O konuşuyordu. İnsanlar dinleyecekti.
"Matt! Haydi yemeğe!" ...insanlar bekleyecekti.
***
-12-
Bu hayatlar sizin değil. Bu hayatlardan biri benim değil.
"Yalancı."
"Ne olmuş yani? Bana soru sorsunlar istemiyorum. Ah insanoğlu!"
"Ne dersen de, hala koca bir yalancısın Daniels."
***

25 Kasım 2009 Çarşamba

...

Severim aslında hayal kurmayı. Uzaklara dalıp kendimi soyutlamayı. Güzeldir aslında yalnız olmak. Kafanı dinlemek dertlerini unutmak. Unutmasan bile onlardan uzaklaşmak. Kafana dank edene kadar yalnızlığın farkına varmamak. Sonra aniden tepetaklak olursun konuşmaya ihtiyaç duyar O'nu arar durursun... Fırsatlar böyle kaçıyor işte elinden. Azı için çoğundan vazgeçiyorsun. Sonra bir pişmanlık duyuyorsun ama geri dönemiyorsun. Yaptıklarının arkasında duramıyorsun. Görünmediğin olmadığın biri olmaya çalışıyorsun bazen de, gerçek yüzün görünmeyecek mi sanıyorsun birgün? Evet evet evet... sen söylemezsen kimse öğrenmez.Öğrenemez. O yüzden ağzını sıkı tut. Konuşma. Ayaklarını seke seke yürüme. Dans etme. Şarkı söyleme, kargalara acı. Mutluluk çınlayan sözler bitti artık. Bu kadar karamsar ol işte. Ve bu dediklerimin hiçbirini yapma.
Neyse kalın hadi sağlıcakla.

12 Kasım 2009 Perşembe

Dilek

Şakır şakır yağmur yağıyor,evde tekim aslında klasik yaptıklarımı yaptım,al kahveyi eline balkona çık ve yağmuru izle,aşağıdaki koşuşan çocuklara bak ve bir sürü anıyı hatırla,son olarak içine huzur otursun ve gitmesin.